ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın Palantir Tabanlı Veritabanı Skandalı: Protestocu Fotoğrafları Gizlice Sisteme Yüklendi

- ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın protestocuları izlemek için Palantir teknolojisiyle geliştirilen Investigative Case Management veritabanını kullandığı ortaya çıktı.
- Mahkemeye taşınan skandal dosya, federal ajanların aktivistler üzerinde dijital dosyalar oluşturduğunu gözler önüne serdi.
Dijital Gözetim ve Palantir Tabanlı Veritabanı Skandalı
Teknoloji ve kamu güvenliği arasındaki hassas denge, ABD'den gelen sarsıcı bir mahkeme dosyasıyla bir kez daha küresel kamuoyunun merkezine oturdu. ABD İç Güvenlik Bakanlığı'na (DHS) bağlı kurumların, protesto ve eylemleri takip eden gözlemcileri ve aktivistleri hedef alarak kişisel verilerini, fotoğraflarını ve plaka bilgilerini gizli bir dijital arşivde topladığı belgelendi. Kısmen gizliliği kaldırılarak kamuoyuyla paylaşılan dava dosyaları, bu devasa gözetim mekanizmasının merkezinde veri analitiği devi Palantir Technologies tarafından inşa edilen altyapının yer aldığını gösteriyor. Mercek360 olarak derinlemesine incelediğimiz bu hukuki süreç, modern istihbarat araçlarının sivil itaatsizlik ve demokratik hak arayışları karşısında nasıl konumlandırıldığına dair endişe verici ipuçları barındırıyor.
Söz konusu tartışmaların odak noktasında, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) biriminin operasyonel takibini sağlamak amacıyla kullandığı Investigative Case Management (ICM) veritabanı bulunuyor. Federal mahkemeye sunulan belgeler ve ajanların ifadelerine dayandırılan dosyalara göre, Maine eyaletinde gerçekleştirilen göçmenlik operasyonları sırasında bazı federal ajanlar, süreci izleyen sivil gözlemcileri adeta birer suçlu gibi kayda geçirdi. Palantir'in Gotham yazılım platformu özelleştirilerek inşa edilen ICM sistemi, iddialara göre bu süreçte yasal sınırların dışına çıkarak sivil vatandaşların dijital profillendirilmesi için kullanıldı.
ICM ve Gotham Altyapısı Nasıl Çalışıyor?
Palantir ile ABD federal kurumları arasındaki iş birliği uzun yıllardır sivil toplum kuruluşları ve veri mahremiyeti savunucularının radarındaydı. İlk olarak 2014 yılında ICE tarafından ICM sistemini inşa etmesi için görevlendirilen Palantir, platformun temelini şirketin amiral gemisi olan Gotham yazılımına dayandırdı. Yıllar içerisinde milyonlarca dolarlık destek ve geliştirme sözleşmeleriyle genişletilen bu altyapı, 2022'de imzalanan beş yıllık ve yaklaşık 96 milyon dolar değerindeki devasa bir destek sözleşmesiyle tahkim edildi. Hatta 2025 yılı başlarında sisteme "ImmigrationOS" adında yeni bir platformun entegre edilmesi için yaklaşık 30 milyon dolarlık ek fon aktarıldığı da resmi belgelere yansıdı.
Teknik olarak ICM; ajanların saha operasyonlarını belgelemesi, vaka dosyalarını takip etmesi ve istihbarat verilerini derlemesi için tasarlandı. Ancak 2016 yılında yayımlanan bir DHS gizlilik değerlendirmesine göre sistem, ajanların oluşturduğu konu kayıtlarını Gümrük ve Sınır Muhafaza (CBP) biriminin TECS sistemi ile otomatik olarak paylaşıyor. Bu entegrasyon sayesinde söz konusu kayıtlar, sınır kapılarında seyahat eden kişilerin taranmasında kullanılan birer "gözetleme kaydı" (lookout record) işlevi görüyor. Uzmanlar, bu çapraz veri paylaşım mekanizmasının, yerel eylemlerde çekilen fotoğrafların ulusal güvenlik ağlarına sızdırılması açısından son derece tehlikeli bir köprü oluşturduğuna dikkat çekiyor.
Saha Operasyonlarında Hedef Alınan Sivil Gözlemciler
Maine federal mahkemesinde açılan toplu sınıf davası (class action), bu dijital arşivleme faaliyetlerinin somut örneklerini gün ışığına çıkardı. Elinor Hilton, Colleen Fagan, Polyxenia Pantos ve Carlyn Williams adlı dört sivil gözlemci tarafından açılan dava, "Operation Catch of the Day" adı verilen operasyonlar sırasında yaşananları merkeze alıyor. Dava dosyalarında "Agent J.C." kod adıyla anılan bir DHS ajanının, en az altı ila sekiz gözlemci hakkında ICM veritabanında sahte veya yanıltıcı kayıtlar oluşturduğu, bu kişileri resmi belgelere "Kolluk Kuvvetlerine Tehdit" ve "Profesyonel Protestocu" etiketleriyle işlediği iddia ediliyor.
Dosyadaki iddialara göre süreç şu şekilde işletildi:
- Eylemler sırasında çekilen fotoğraflar, mobil cihazlarda kullanılan CBP onaylı Mobile Query uygulaması üzerinden yüz tanıma aramalarına tabi tutuldu.
- Araç plakaları üzerinden LexisNexis veritabanı olan Accurint kullanılarak ev adresleri, telefon numaraları ve hane halkı bilgilerine ulaşıldı.
- Toplanan bu veriler ICM sistemine yüklenerek CBP'nin sınır tarama ağlarıyla senkronize edildi.
- Şüpheli ilan edilen kişilerin evlerinin yakınından geçilerek psikolojik baskı ve gözdağı verildiği öne sürüldü.
Dava dosyasına giren telefon görüşmesi kayıtları ve tanık ifadeleri, ajanların sivil gözlemcileri arayarak doğrudan uyarılarda bulunduğunu da ortaya koydu. Örneğin, araç sahibi Carlyn Williams'ı arayan bir ajanın, eşi Polyxenia Pantos'un eylemlerde gözlem yapmaya devam etmesi durumunda "yerli terörizm izleme listesine" (domestic terrorism watchlist) eklenebileceklerini ima ettiği iddia edildi. Her ne kadar hükümet avukatları ajanların terör listesi imasında bulunmadığını savunsa da, yaşanan bu baskıların sivil gözlemcilerin Anayasal haklarını kullanmaktan vazgeçmelerine (chilling effect) yol açtığı vurgulanıyor.
Hükümetin Savunması ve Kurumsal İddialar
Skandalın basına yansımasının ardından federal makamlardan ve DHS cephesinden peş peşe açıklamalar geldi. Eski ICE Vekil Direktörü Todd Lyons, Kongre üyelerine gönderdiği mektuplarda ajansın ABD vatandaşlarına yönelik herhangi bir protesto veritabanı tutmadığını, tutuklanmayan veya gözaltına alınmayan kişiler için ayrı bir bağımsız arşiv barındırmadığını savundu. Hükümetin mahkemeye sunduğu ret motion (davanın düşürülmesi) dilekçesinde ise bu olayların münferit vakalardan ibaret olduğu, ajan J.C.'nin kendi inisiyatifiyle hareket ettiği ve kurum politikalarının bu tür fiilleri kesin bir dille yasakladığı ifade edildi.
Ancak davacıları temsil eden Protect Democracy avukatlarından JoAnna Suriani, hükümetin protesto hakkını kullanan ve hesap sormaya çalışan vatandaşları adeta birer suç şüphelisi gibi ele aldığını belirterek bu uygulamanın durdurulmasını talep ediyor. Davacılar mahkemeden; Carlyn Williams adına oluşturulan ICM kayıtlarının arşivlenmesini, DHS'in hukuka aykırı olarak topladığı verileri kullanmasının yasaklanmasını ve Maine bölgesindeki ajanların gözlemcilere yönelik tehdit ve takip faaliyetlerinin kesin olarak engellenmesini istiyor.
Sonuç Yerine: Sivil Haklar ve Algoritmik Gözetimin Geleceği
Palantir altyapısıyla güçlendirilen ICM gibi kurumsal vaka yönetim sistemlerinin operasyonel kolaylık sağladığı su götürmez bir gerçek olsa da, bu araçların denetimsiz kullanımı modern demokrasilerde bireysel mahremiyet ve ifade özgürlüğü açısından derin yaralar açıyor. Somut olaylar üzerinden ilerleyen bu hukuki mücadele, gizli veri tabanlarının ve yüz tanıma entegrasyonlu mobil sorgulama uygulamalarının elinde sivil toplumun nasıl birer hedef tahtasına dönüşebileceğini açıkça gösteriyor. Mercek360 olarak yakından takip ettiğimiz bu davanın sonucu, yalnızca ABD'deki göçmenlik politikaları ve kolluk kuvveti pratiklerini değil, tüm dünyada yapay zeka destekli gözetim yazılımlarının hukuki sınırlarını belirleyecek emsal nitelikte bir karar olacaktır.

Ozan Tankuş
Doğrulanmış EditörMercek360 kurucu editörü ve kıdemli teknoloji analisti. Kurumsal bilişim altyapıları, bulut teknolojileri, yapay zeka sistemleri ve tüketici elektroniği alanlarında uzmanlaşmış olup küresel teknoloji gündemini tarafsız ve derinlemesine incelemektedir.
